PERDENİN KALDIRILMASI UYGULAMASINDA TÜZEL KİŞİYE BAŞVURU KOŞULU

PERDENİN KALDIRILMASI UYGULAMASINDA TÜZEL KİŞİYE BAŞVURU KOŞULU

PERDENİN KALDIRILMASI UYGULAMASINDA

TÜZEL KİŞİYE BAŞVURU KOŞULU

Av. Ayhan AKYÜREK*

I. GİRİŞ

Yasa koyucu, gerçek kişilere, kendilerinden tamamen bağımsız hukuk öznesi yaratarak insan

ömrü ile sınırlı olmayan hedeflere ulaşmasına olanak sağlamıştır. Bunun için hukuk güvenliği

göz ardı edilmeksizin şahıs ve mal topluluklarına ayrı kişilik kazandırılmıştır. Tüzel kişiler

kurulmalarıyla birlikte kendilerini oluşturan kişi ya da mal topluluklarından ayrı ve bağımsız

bir hukuk süjesi olarak kabul edilirler1. Şahıs ve mal topluluklarına ayrı bir kişilik

kazandırılırken, yaratılan kuruma uygun davranılması gerektiği ve/veya başkalarınca bu

kuruma uygun davranılması zorunluluğu hukuk güvenliği için şart kılınmıştır.

Gerçek kişiler örnek alınarak yaratılan tüzel kişiler kendisini meydana getiren ortaklarından

ayrı bir kişiliğe ve mal varlığına sahiptirler. Şahıs ve mal ayrılığı ilkesi gereği olarak tüzel

kişiliğin varlığı ile ortaklarından bağımsızlığı ilkesinin her koşulda istisnasız uygulanması kimi

zaman haksız sonuçlara yol açmış ve hukuk güvenliğini zedelemiştir2. İşte böylesi durumlarda

mal ayrılığı ilkesi göz ardı edilerek tüzel kişinin borçları nedeniyle ortaklarına ve/veya

ortaklarının borçlarından dolayı tüzel kişiye başvurmak gerekli görülmüştür.

*Ayhan AKYÜREK, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığından emekli olup, Sigorta Tahkim

Komisyonu İtiraz Hakemi ve serbest avukat olarak görev yapmaktadır.

1 KUŞ Ulaş Baran, Bahçeşehir Üniversitesi Sermaye Şirketlerinde Sınırlı Sorumluluk İlkesinin İstisnası Olarak

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, İstanbul 2020, s: 1

2 YANLI Veliye, Anonim Ortaklıklarda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Ve Pay Sahiplerinin Ortaklık

Alacaklılarına Karşı Sorumlu Kılınması, Beta Yayınları, Mayıs 2000, 1. Bası, s:1

II. TÜZEL KİŞİLİK

İnsanlar haklara sahip olabilir ve borçlar edinebilirler. Lâkin günümüzde hakkın sahipleri

yalnızca gerçek kişiler değildir. Hak ve fiil ehliyetine sahip olma hakkı sadece insana

tanınmamıştır3. İktisadi, sosyal, toplumsal bir takım ihtiyaçlar başka varlıkların da hakkın

sahibi olmasını eş deyişle hakkın süjesi olmasını zorunlu kılmıştır. İşte tüzel kişi, gerçek kişi

dışında olan hakkın öznesi varlıklardır. İnsana benzetilerek oluşturulan tüzel kişiler benzetildiği

insanlar gibi haklar edinebilir ve borçlar yüklenebilirler.

İnsan kimi zaman kendi doğal varlığı ile sınırlı olmayan amaçlar edinir ve bu amaçlara ulaşmak

ister. Uzun soluklu hedeflere ancak insan yaşamı ile sınırlı olmayan ve hukukun kendilerine -

insanlara benzer şekilde- hak ve fiil ehliyeti tanıdığı kişi ve mal toplulukları (tüzel kişiler)

vasıtasıyla ulaşabilir. Buradan hareketle tüzel kişiler belirli bir amaca ulaşabilmek için

örgütlenmiş kişi ve mal toplulukları şeklinde de tanımlanabilir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1'inci maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanunu, 4721 sayılı

Türk Medenî Kanunu'nun ayrılmaz bir parçasıdır. Aynı Yasa'nın 125'inci maddesi gereğince;

ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun 48'inci maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları

üstlenebilirler. Şu duruma göre, ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar

hariç olmak üzere, şirket mal varlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir. Örneğin

anonim şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilir

(TTK m.331, f.1). İşte bu ekonomik amacın gerçekleşebilmesi, anonim şirketin ayrı bir tüzel

kişilik şeklinde kurularak müstakil olarak haklar edinebilmesi ve borçlar yüklenebilmesiyle

olanaklı olur. Bunun için tüzel kişiliğin ayrı bir kişilik olarak kabul görmesi eş deyişle tüzel

kişinin kendi üyelerinden ve mal varlığının ise üyelerin mal varlığından kesin olarak ayrılması

gereklidir. Bu sayededir ki tüzel kişiliğin ömrü kendini oluşturan ortakların ömrü ile

sınırlandırılmamıştır.

A)Ayrılık Prensibi:

Tüzel kişilerin; kendisini meydana getiren kişilerden ayrı bir kişiliğe ve mal varlığına sahip

olması “Ayrılık Prensibi” olarak tanımlanır. Tüzel kişilerde ayrılık prensibi esas itibariyle iki

şekilde karşımıza çıkar: a) Şahıs Ayrılığı ve b)Mal Ayrılığı.

a) Şahıs Ayrılığı

3 SAĞLAM, İpek, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Kavramına Genel Bir Bakış

Kişi ayrılığı denildiğinde; tüzel kişinin, kendisini oluşturan kişilerden ayrı ve bağımsız bir

varlığının bulunması hâli anlatılır. Tüzel kişilerin kendisini oluşturan kişilerden ayrı bir kişiliği

bulunur. Başka bir anlatımla tek tek ortakların kişiliklerinin yanı sıra tüzel kişiliğin de ayrı bir

“kişiliği” vardır. Bundan dolayıdır ki tüzel kişinin ömrü kendisini oluşturan kurucuların,

organların, ortakların ömrü ile sınırlı değildir. İnsan ömrünün sınırlılığını aşmış devamlı bir

organizasyon olan tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere

bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK m.48). Örgütlü olan tüzel kişi,

kendisini meydana getiren ortaklarından ve organlarından ayrı bir kişi olarak faaliyet gösterir.

b) Mal Ayrılığı

Mal ayrılığı ilkesi ise; tüzel kişinin, kendisini oluşturan kişilerden ayrı ve bağımsız bir mal

varlığına sahip olması şeklinde ortaya çıkar. Her tüzel kişinin kendisine ait bağımsız bir mal

varlığı bulunur. Bağımsız mal varlığına sahip olma hususu tüzel kişiliği belirleyen en önemli

unsurlardandır. Tüzel kişilik faaliyetleri sonucunda kazanılan haklar ve bu manada eşya

üzerindeki mülkiyet hakkı doğrudan tüzel kişiye ait olur. Dolayısıyla tüzel kişinin mal varlığı

üçüncü kişilere olan borçlarının teminatını teşkil eder. Bu nedenle alacaklıların alacağını temin

eden tüzel kişinin mal varlığına ortakların borçlarından dolayı gidilemez. Tüzel kişiliğin bu mal

varlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin mal varlığından

bağımsız bir mal varlığı olarak ortaya konulur4. Tüzel kişiliğin bu mal varlığının onu oluşturan

kişilerin mal varlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilke “mal varlığının

bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesidir. Ayrı mal varlığı ilkesinin doğal sonucu kendisini

sınırlı sorumlulukta gösterir. Bu ilke gereğince tüzel kişinin mal varlığı ile ortakların mal varlığı

ayrı olduğundan ortaklar ancak koymayı taahhüt ettikleri sermaye payı ile tüzel kişiye (şirkete)

karşı sorumludurlar (TTK m.329, f.2)

III. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI TEORİSİ

En basit anlatımıyla tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, ayrılık ilkesinin somut olayda yok

sayılmasıyla tüzel kişiden alacaklı üçüncü kişilerin, tüzel kişiyi oluşturan kişilere müracaat

edebilmeleridir. Bu hususta terminolojide "tüzel kişilik perdesinin kaldırılması", "tüzel kişilik

perdesinin aralanması", "tüzel kişilik örtüsünün kaldırılması", "tülün kaldırılması", "tülün

aralanması5" gibi kavramlar kullanılmıştır. Özetle, tülün/perdenin/örtünün arkasında bir şeyler

gizlendiği imlenmektedir. Öncelikle kavramların neyi ifade ettiğine bakmak gerekir. Arkada

duranı, görünmeyeni nasıl bilebiliriz? Örtülü olanı, sorumlu olanı nasıl ortaya çıkarabiliriz?

Olgu ve olaylardan, delillerden hareketle örtülü olanın özüne varmadır yapılan, bir nevi

"sorumlunun keşfi"dir.

4 ANTALYA, Gökhan; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi I. Uluslararası Ticaret Hukuk Sempozyumu, 2

Şubat 2008, S.39-40; Özgülenmiş mal varlığı için kendine özgü bir mal olmalı, mal varlığı bir amaç birliği içinde

bağımsız bir mal varlığı olarak ortaya konulmalı ve onu oluşturan üyelerin mal varlığından da bağımsız olmalıdır.

5 ULUSOY, Erol; Şirketler ve Bankacılık Hukukunda Kapsama Alma ve Sorumlu Kılma Amacıyla Tüzel Kişilik

Perdesinin Aralanması

IV. TEBLİĞİN KONUSU

Alacağın nisbiliği ilkesi temel bir hukuk kuralıdır. Bu kurala göre alacak hakkı yalnızca hukukî

ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Eş deyişle, hukukî ilişkinin tarafı olmayan gerçek ya

da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Dolayısıyla tüzel

kişiliğin borçlarından dolayı sorumlu olan esasen ortaklığın mal varlığıdır. Ancak ortaklığın

mal varlığı üçüncü kişilerin alacakları için yeterli teminatı oluşturmadığı hâlde mal ayrılığı

ilkesi ile sınırlı sorumluluk ilkesinin katı uygulaması bazen haksız sonuçlara ve hatta

adaletsizliğe yol açacağından belirli koşullar bulunduğunda ortaklığın borçları için ortağa veya

ortağın borçları için ortaklığa başvurulabilmelidir. Bu olanak “tüzel kişilik perdesinin

kaldırılması yoluyla sorumlu kılma” yöntemiyle olabilecektir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasıyla ortaklığın borcu için ortaklara, ortakların borcu için

ortaklığa başvurulabilmesi için ilk önce borçluya başvuru zorunluluğu bulunmakta mıdır?

Tebliğde tartışılacak husus tüzel kişilik perdesi kaldırılmak yoluyla borç doğuran bir

sözleşmenin, sözleşme dışındakileri de borç altına sokan etkisi kabul edildiğinde sözleşme

dışındakine başvurmadan önce borçluya (tüzel kişiye) başvuru zorunluluğunun aranıp

aranmayacağı hususudur.

Bu noktada tebliğimizin konusuna gelmiş bulunmaktayız: Örtülü olanı, sorumlu olanı

keşfettiğimizde başvuru koşulları nasıl olmalıdır? Örtünün arkasında gizlenene doğrudan

başvuruda hukukî yarar var mıdır?

V. TÜZEL KİŞİLİK PERDENİN KALDIRILMASI UYGULAMASI

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması denildiğinde tüzel kişinin ayrı bir hukukî kişilik olduğu

gerçeğinin ilgili olay bakımından göz ardı edilmesi anlaşılmalıdır. Dolayısıyla somut bir olay

bağlamında tüzel kişinin ayrı kişiliği yok sayılmakta, tüzel kişi ile ortakları arasındaki şahıs ve

mal ayrılığı ilkesinden vazgeçilmektedir6.

Tüzel kişiliğe hâkim olan ayrılık ilkesi ile tüzel kişiliğin hukukî yapısının doğal bir sonucu

olmayan ve fakat yasa ile sadece sermaye şirketlerine tanınmış olan sınırlı sorumluluk ilkesinin

katı uygulaması kimi zaman tüzel kişiler açısından kötüye kullanılabilen haklar olarak ortaya

çıkarır.

Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel

kişiliğin borçlarından sorumlu değildirler. Sınırlı sorumluluk ilkesi7 uyarınca da, sermaye

şirketlerinde üyeler, yalnızca tüzel kişiye karşı ve taahhüt ettikleri sermaye miktarı ile sınırlı

olarak sorumlu olup, sermaye koyma borcu yerine getirildikten sonra tüzel kişinin borçlarından

dolayı sorumlu tutulamazlar. Ancak bu ilkenin geçerliliği, hakların kullanımında ve borçların

6 YANLI Veliye, s:18

7 KERVANKIRAN, Emrullah; Sermaye Ortaklıklarında Sınırlı Sorumluluk İlkesine Karşı Önemli Bir İstisna:

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması

ifasında dürüstlük kurallarına uyulması ön koşuluna bağlı olmalıdır. Bir hakkın açıkça kötüye

kullanımı hukuk düzenince korunmaz (TMK m.2, f.2). Dolayısıyla, dürüstlük kuralının ihlâline

rağmen mutlak ayrılık ilkesinin ve/veya mutlak sınırlı sorumluluk ilkesinin uygulanması kimi

zaman haksız durumların ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Hiç kimse kusuru ile hak elde

edemeyeceğinden hakkın kötüye kullanılması ile edinilen kazanımda yasa tarafından

korunmamalıdır.

Özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak

kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin

sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir. İşte, hukukî ilişkinin tarafı olmamasına

rağmen borçlar ve sorumluluklar açısından ortağın sorumluluğuna gidilebilmesi “tüzel kişilik

perdesinin kaldırılması” ile mümkündür. Dolayısıyla, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması

kurumunun Türk Hukuku’ndaki hukukî dayanağı dürüstlük kuralı ile hakkın kötüye

kullanılması yasağıdır.

VI. PERDENİN KALDIRILMASI TÜRLERİ

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması söz konusu olduğunda genellikle üç şekli akla gelir.

Bunlar; perdenin düz kaldırılması, perdenin ters kaldırılması ve çapraz kaldırma hâlleridir.

a) Perdenin Düz Kaldırılması

Tüzel kişiler alacaklılarına karşı malvarlıkları ile sorumludurlar. Tüzel kişilik perdesinin düz

kaldırılmasından söz edilmesi bu sorumluluğun tüzel kişiliğin ortaklarını da kapsaması hâli için

kullanılmasıdır.

Tüzel kişinin mal varlığının, ortaklarının mal varlığından ayrı olduğu ifade olunmuştu. Perdenin

kaldırılması uygulamasında mal ayrılığı ilkesi göz ardı edilirken, ortakların koymayı taahhüt

ettikleri sermaye ile sınırlı olarak sorumlu oldukları kuralını da işlevsiz bırakmakta ve tüzel

kişinin alacaklılarının ortakların mal varlığına başvurabilmelerine olanak sağlamaktadır8. Bu

ihtimalde tüzel kişinin alacaklılarına, perdeyi kötü niyetle kullanan tüzel kişinin hâkim ya da

tek ortağına başvuru olanağı sağlanır. Elbette bu ihtimalde ortaklar gerçek kişi olabileceği gibi

tüzel kişi de olabilirler9.

b) Perdenin Ters Kaldırılması

Terminolojide perdeyi ters yönden kaldırarak sorumlu kılma olarak ifade edilen husus

ortakların kişisel borçlarından dolayı doğrudan tüzel kişinin mal varlığına başvurabilmesi

olanağıdır. Aslında tüzel kişilerde sermaye borca karşılık alacağın teminatı işlevi görür;

8 YANLI Veliye, s:37

9 KAŞAK Fahri ERDEM, Tüzel Kişilik Kavramı ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Marmara Üniversitesi

Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 26, Sayı 2, Aralık 2020, s:1258

dolayısıyla mal varlığı yalnızca tüzel kişinin kendi alacaklılarına tahsislidir. Ortakların

borçlarından dolayı tüzel kişinin sermayesine başvurulması mal varlığını azaltacağından dolayı

üçüncü kişilerin alacağını teminatsız kılar ve tüzel kişinin haklarını da zayıflatır. Bu nedenle

ilke olarak tüzel kişiyi oluşturan ortakların borçlarından dolayı tüzel kişinin mal varlığına

başvurulamaması gerekir.

Ancak koşulları oluştuğunda, perdenin ters kaldırılması yoluyla tüzel kişinin ortaklarının

alacaklılarının tüzel kişiye başvurabilmesine ve ortak ile birlikte tüzel kişiyi de borçta sorumlu

tutabilmesine olanak sağlanır. Bu yönteme tüzel kişilik perdesinin ters yönden kaldırılmasıyla

sorumlu kılma denir.

c) Perdenin Çapraz Kaldırılması

Tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılmasından söz edildiğinde bir tüzel kişinin borcu için onun

ortağına başvurulabilmesi anlaşılır. Perdenin çapraz kaldırılmasında ise, bir tüzel kişinin borcu

için bu tüzel kişide ortak olmayan başka bir tüzel kişinin mal varlığına başvurulabilmesi imkânı

anlaşılır10. Perdenin çapraz kaldırılması ekseriyetle şirketler topluluğunda söz konusu olmakta,

öncelikle yavru şirket ile ana şirket arasında perde kaldırılmakta ve sonra diğer yavru şirketin

mal varlığı sorumlu tutulmaktadır. Şirketler topluluğunda yavru şirketlerin alacaklılarının,

dürüstlük kuralının ihlâliyle hakkın kötüye kullanılması durumunda ana şirketin hâkimiyetinde

olan başka bir yavru şirkete başvurabilmesi eş deyişle diğer yavru şirketin, asıl borçlu olan

yavru şirketle birlikte alacaklılara karşı sorumlu tutulabilmesidir. Kısaca aynı ana ortaklığın

yavru (kardeş) ortaklıkları arasındaki perde kaldırılmaktadır. Perdenin çapraz kaldırılmasında

önce borçlu yavru şirket ile ana şirket arasında ilişki kurularak perde doğrudan kaldırılır11 ve

sonrasında ana şirket ile diğer yavru şirket arasında ilişki kurularak yavru şirketin mal varlığına

başvurulması suretiyle her iki yavru şirket birbiri ile özdeş kılınır.

VII. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI HAKKINDA TEORİLER

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması konusunda umumiyetle kabul gören iki teori

bulunmaktadır. Birincisi kötüye kullanma teorisi diğeri ise normların amaçları teorisidir.

a) Kötüye Kullanma Teorisi

Kötüye kullanma teorisi bizatihi tüzel kişiyi esas alır. Tüzel kişiliğin faaliyetinin hukuka uygun

olmadığı ve özellikle kötüye kullanıldığının anlaşılması veya mutlak ayrılık ilkesinin

uygulanmasının dürüstlük ve güven kurallarına aykırılık oluşturacağı ve hakkaniyet

gerektirmesi hâllerinde tüzel kişilik perdesi kaldırılmaktadır12. Dolayısıyla kural olarak kabul

edilen ayrılık ilkesi somut olay bağlamında göz ardı edilmektedir.

10 YANLI, s.40; Güner TEMEL, Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Ankara, 2023, s.77

11 YÜKSEL, Kemalettin; Şirketler Hukukunda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Örtünün Aralanması

12 YANLI, s:48

b) Normların Amaçları Teorisi

Somut bir olayda hukuk kuralının amacına göre yorumlanması ve uygulanması amaçlandığında

kimi zaman ortağa ilişkin bir durumun tüzel kişiye kimi zaman da tüzel kişiye ait bir durumun

ortağa yansıtılması gerekebilir. Normun amacına uygun yorumlanması ve uygulanması ancak

bu yolla olanaklı ise bu durumda tüzel kişilik perdesi doğrudan kaldırılmış olmaktadır13.

VIII. SINIRLI SORUMLULUK PRENSİBİ

Sınırlı sorumluluk prensibi denildiğinde öz olarak; ortakların ilke olarak koymayı taahhüt

ettikleri sermaye payını ödediklerinden ortaklığın borçlarından sorumlu tutulamaması

anlaşılmaktadır. Ortakların tüzel kişinin borçlarından dolayı sorumlu kılınmaması için tüzel

kişiliğe ait ayrı bir mal varlığı ve asgari bir sermaye koşulunun varlığı gereklidir. Ortakların

tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu tutulamamasının nedeni tüzel kişiliğin ayrı ve bağımsız bir

hukukî yapıya sahip olmasıdır. Anonim şirketlerde bu husus TTK m.329’uncu maddesinde

ifadesini bulmuştur. Anılan maddede “TTK m.329- (1) Anonim şirket, sermayesi belirli ve

paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız mal varlığıyla sorumlu bulunan şirkettir.

(2) Pay sahipleri, sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı

sorumludur.” şeklinde düzenlenmiştir. Tek borç sorumluluğu14 anonim ortaklıklarda

düzenlenmiş olup15 TTK m.480, f.1’de yer alan “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, esas

sözleşmeyle pay sahibine, pay bedelini veya payın itibarî değerini aşan primi ifa dışında borç

yükletilemez.” şeklindeki amir hükümde ortağın pay bedelinden fazla bir ödemeye

zorlanamayacağı belirtilerek teyit hükmü getirilmiştir. Dolayısıyla ortağın anonim ortaklığa

karşı tek bir borcu vardır; o da, taahhüt edilen payın ödenmesi borcudur. Bu borçtan dolayı

ortak sınırsız sorumludur. Yine kural olarak ortaklar, ortaklığın alacaklılarına karşı sorumlu

değillerdir. Bu ilkeden hareketle denilebilir ki ortaklık alacaklıları ancak ortaklık mal varlığına

başvurarak alacağını tahsil ettirebilirler.

IX. GENEL OLARAK TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI

Ayrılık prensibi gereğince tüzel kişiliğin sermayesinin alacaklıların alacaklarının güvencesini

teşkil ettiği düşüncesiyle TTK m.329’da ilke olarak ortaklık borçlarından dolayı tüzel kişiliğin

mal varlığıyla sınırsız sorumluluğu düzenlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında

ortakların yalnızca taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile şirkete karşı sorumluluğu teyit

olunmuştur. Bu hükümden hareketle tüzel kişiliğinin alacaklıları sadece ortaklık mal

varlığından alacaklarını talep ve tahsil edebileceğinden ortakların mal varlığına müracaat

13 YANLI, s:48-49

14 ULAŞ; s:27

15 TTK m.573, f.2 uyarınca “Ortaklar, şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye

paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle

yükümlüdürler.” hükmü ve TTK m.585 gereğince sermaye koyma borcu yönünden anonim şirketlere ilişkin

hükümlerin limited şirketlerde uygulanacağına dair atıf nedeniyle tek borç ilkesi limited şirketler yönünden de

geçerlidir.

edemeyecekleri söylenmelidir. Tüzel kişiliğin alacaklılarına karşı yalnızca mal varlığı ile

sorumlu olması ve alacaklıların da başvurabilecekleri teminat teşkil eden tek şeyin ortaklığın

mal varlığı olması nedeniyle alacaklıların korunması ihtiyacı kendisini gösterir. Zira mal

varlığının kötü niyetli azaltılması ya da yok edilmesi, gizlenmesi durumunda alacaklılar zarara

uğrayacak ve haklarını tahsil edemeyeceklerdir16.

TMK m.2’de ifade edilen dürüst davranma ilkesi haklarını kullanırken ve borçlarını yerine

getirirken hem gerçek hem de tüzel kişiler için uymaları gereken amir normdur. Bu emredici

hükme rağmen yaşamdaki gerçeklikler bize gösterir ki çeşitli amaç ve nedenlerle hukukun

tanıdığı haklar kimi zaman kötüye kullanılabilmektedir. Bazen tüzel kişiliği oluşturan ortaklar

ve/veya organlar dürüstlük kuralını gözetmeksizin her ne olursa olsun belirledikleri amaçlara

ulaşmak ve bu sırada da sorumluluktan kaçınmak için sahip oldukları tüzel kişiliğinden

imtiyazlarını ve onu koruyan perdesini bir paravan kılarak hakkı kötüye

kullanabilmektedirler.17 Böylesi durumda tüzel kişilerdeki geçerli olan ayrılık ilkesi işlev

görmekte tüm sorumluluk yalnızca tüzel kişi üzerinde kalmaktadır. Bunu gözeten yasa koyucu

kimi zaman ayrılık ve sınırlı sorumluluk ilkesini bertaraf ederek bir hakkın açıkça kötüye

kullanılmasına izin vermez. İşte bu noktada ortaklık mal varlığının korunması gayesi ile

birtakım düzenlemeler bulunmakla birlikte zamanla tüzel kişilik perdesinin kaldırılması

yöntemi ile haksızlıklar giderilmeye çalışılmış ve hakkaniyet perdenin kaldırılmasını zorunlu

kılmıştır. Perde kaldırıldığında somut olayla ilgili ve geçici olarak ortaklık ile ortakları

arasındaki mutlak kişi ve mal ayrılığı dolayısıyla ortaklığın hukuken bağımsız olma niteliği

devre dışı bırakılır yani geriye itilir ve sorumluya başvurulur.

X. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASINDA HUKUKÎ DAYANAK

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun birinci maddesi, anılan Kanun’un 22/11/2001 tarihli ve

4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçası olduğuna ilişkindir. Türk Medeni

Kanun’un ikinci maddesinin üst başlığı “Hukukî İlişkilerin Kapsamı I.Dürüst Davranma” olup,

madde, herkese, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak

zorunda olduğunu emreder. Maddenin ikinci fıkrası ise bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını

hukuk düzeni korumayacağına dairdir. Medeni yasa, toplum düzeni ve ahengi için bireylerin

haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken namuslu, doğru ve dürüst davranmalarını

şart koşar. Toplum bu temel üzerine kuruludur. TMK m.2’de ifade edilen düzenleme dürüstlük

ilkesi ile buna bağlı hakkın kötüye kullanılması yasağını ele alır. Dolayısıyla, hakların ve

borçların ifasında dürüst davranılmalı ve hak açıkça kötüye kullanılmamalıdır ki hukuk

düzenince korunabilsin. TMK m.3’de yer alan düzenleme işbu dürüstlük ilkesini

desteklemektedir. TMK m.3 uyarınca da yasa koyucu bireyleri/kişileri iyiniyetli olarak kabul

eder ve fakat durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin de

iyiniyet iddiasında bulunamayacağını belirtir. Bu düzenlemenin esas amacı; Nemo auditur

propriam turpitudinem allegans, kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağına ilişkin

16 ULAŞ; s:33

17 ULAŞ; s:40-41

hukuk terimdir. Hukukun genel prensiplerinden olan “kimse kendi kusurundan yararlanamaz”18

ilkesi, kişinin kendi kusuruna dayanarak hak elde etmesini engeller.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi, mevcut hukukî durumdan ziyade fiili durumun esas

alınmasına dayanır19.

Perdenin kaldırılması uygulamasında kötüye kullanılmaya müsait olan haklar tüzel kişiliğe

ilişkin ayrılık ilkesi ise sınırlı sorumluluk ilkesidir. Ayrılık ilkesi ile sermaye şirketlerindeki

sınırlı sorumluluk ilkesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci ve onu tamamlayan

3’üncü maddelerindeki amaca uygun kullanılması dürüstlük kuralı ile iyiniyet ilkesinin bir

gereğidir. Yasaya uygun kullanımda elde edilen yarar elbette yasal ve meşru olacaktır; velev ki

bu haklar yasaya aykırı kullanıldığında başka bir deyişle mutlak ayrılık ilkesi ile sınırlı

sorumluluk ilkesinin kalkan olarak kullanılması durumunda bu yarar meşruluk niteliğini

kaybedecektir. Hiç kimse kendi kusurlu davranışından hareketle bir hak iddia edemeyeceğinden

hakkın kötüye kullanılması söz konusu olacak ve kanun tarafından korunmayacaklardır.

Dolayısıyla tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kurumunun hukukî dayanağı temel olarak

dürüstlük kuralı ile hakkın kötüye kullanılması yasağıdır.20

X. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI UYGULAMASINDA BİRDEN

FAZLA NEDENİN VARLIĞI İLE İKİNCİL NİTELİK UNSURU

En yalın anlamıyla borçlu, borcu ödemekle yükümlü olan kişidir. Borç ise taleple ortaya çıkan

hukuk düzeninin yapmaya yönelik emridir. Genel anlamıyla borç; bir kişinin, diğerine karşı bir

edimi yerine getirme, bir şey verme, bir şey yapma veya yapmama yükümlülüğü altına sokan

hukuki bağ anlamına gelmektedir. Borç ilişkisi ise daha geniş bir anlam olan; taraflar arasındaki

çeşitli borçların kaynağını oluşturan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir.21 Her ne zaman borçtan

veya borçludan söz edilirse eşzamanlı olarak sorumluluk kavramı da gündeme gelir. Talep

edebilmeyi ifade eden hak kavramı, düşünsel olarak ikiye ayrılır. Bunlar borç ve

sorumluluktur22. Sorumluluk bir anlamıyla borçlunun mal varlığının borcun teminatını teşkil

18 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17/05/2023 tarih, 2021/372 E., 2023/456 K. sayılı kararında “…Şu hâle göre

takip konusu senedin ön yüzünde borçlu kooperatifin iki adet kaşesi üzerinde dört adat imza bulunmakta olup,

alacaklı ile borçlu kooperatif arasındaki 15.05.2018 tarihli ek protokolde alacaklı tarafa teminat senedinin

verilmesinin kararlaştırıldığı ve bu konuda kooperatifin yönetim kurulu kararının alındığı gözetildiğinde

alacaklının ağır kusurlu ve kötüniyetli olduğu sonucuna varılamaz. Borçlu kooperatifin yönetim kurulu kararında

takip konusu senedin alacaklıya verilmesi konusunda karar alınmış olup, kimse

kendi kusuruna dayanarak hak kazanamaz. O hâlde borçlu kooperatif lehine 2004 Sayılı Kanun'un 169/a

maddesinin altıncı fıkrası uyarınca icra inkâr tazminatına hükmedilmez.”

19 ÖZTEK, Selçuk-MEMİŞ, Tekin; Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin

Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması

20 ULAŞ; s:66

21 OĞUZMAN, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2018, s. 3 vd.; Reisoğlu, S: Borçlar

Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2004, s. 33 vd.; Eren, F: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2018, s.

21vd.).

22 YILDIRIM, Kamil; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi I. Uluslararası Ticaret Hukuk Sempozyumu, 2

Şubat 2008, S.55

etmesidir. Kural olarak borçlu bütün mal varlığı ile borçtan sorumludur.23Borç ilişkisi,

alacaklıya, bir alacak ve talep hakkı, dava ve icra takibi yapma yetkisi verir. Tüzel kişinin

alacaklıları yönünden önemli olan alacağın tahsil edilebilmesidir. Borç ilişkisi esas itibariyle

yalnızca alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkidir ve üçüncü şahısları etkilemez. Kural olarak

sözleşmeler sadece tarafları arasında hüküm ve sonuç doğurur ki buna borç ilişkisinin nisbiliği

ilkesi denir. Fakat her ne zaman “kural” sözcüğü kullanılırsa bilinmelidir ki mutlaka istisnası

vardır. Evrende geçerli olan düalizm burada da kendisini gösterir; kuralın yanında istisnası

bulunur ki birine kural diğerine istisna denir.

Alacağın (borcun) nisbiliği ilkesi gereğince sorun öncelikle hukuk düzeninde var olan koruma

yöntemleri ile çözümlenmelidir. İlk olarak, tüzel kişinin ortaklarını veya üyelerini sorumlu

tutan özel bir düzenleme bulunup bulunmadığı24, belirlenerek uyuşmazlığa çözüm aranacaktır.

Alacaklılar açısından tüzel kişinin yanında ortakları da sorumlu kılan hususi bir düzenleme

bulunuyorsa ilgili düzenleme esas alınarak sorunun çözümüne çalışılmalıdır. Dolayısıyla

uyuşmazlığın çözümü ile ilgili herhangi bir hukukî düzenleme mevcutsa bu kural yoluyla

sonuca ulaşılacağından tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılarak arkadakine başvurulmasına gerek

kalmayacaktır.

[Örneğin; kanuna karşı hile, muvazaa (TBK m. 19), kefalet(TBK m. 581- 603), borca katılma

(TBK m. 201), garanti sözleşmesi, sözleşmenin hazırlanmasında ve yapılmasında kusurlu olma,

haksız fiil sorumluluğu (TBK m. 49- 56), TMK. m. 50/3 gereği organların kusurları dolayısıyla

kişisel olarak sorumlu olacakları, TTK m. 553 gereği kurucuların, yöneticilerin, yönetim kurulu

üyelerinin ve tasfiye memurlarının kanundan ve ana sözleşmeden doğan yükümlülüklerini

kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem pay sahiplerine hem şirket alacaklılarına karşı bu

zararlardan sorumlu olmaları (Bu hüküm anonim şirketlerle birlikte TTK m.644 atfı dolayısıyla

limited şirketler için de geçerlidir) gibi.]25

Bu hususları irdeleyen Sayın YANLI “Ortakların şahsen sorumluluğuna gidilebilmesine imkân

veren birden fazla nedenin varlığı hâlinde, kanunda düzenlenmiş özel sorumluluk hâlleri

diğerleri (genel veya kanunda hiç ifade edilmemiş olan sorumluluk hâlleri) karşısında bir

önceliğe sahiptir. Aynı şekilde, tüzel kişilik perdesini kaldırarak sorumlu kılma gibi, kanunda

düzenlenmemiş olan, ancak tüzel kişilik perdesine dokunulmasını gerektirmeden ortakların

şahsen sorumlu kılınmasına imkân veren diğer sorumluluk hâllerine de öncelik tanınması

gerekir. Örneğin, ortakların culpa in contrahendo dolayısı ile sorumlu kılınmasında durum

böyledir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ise, ancak diğer sorumluluk hâlleri ile aynı

sonuca ulaşılamadığı takdirde başvurulabilecektir”26 görüşünü savunmuş ve buna tüzel kişilik

perdesini kaldırarak sorumlu kılmanın ikincil niteliği27 demiştir.

23 OĞUZMAN M. Kemal, ÖZ M. Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Vedat Kitapçılık, 6. Bası, İstanbul

2009, s:13

24 YILMAZ, Lerzan; Anonim Şirketlerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Meselesi Hakkında İsviçre Federal

Mahkemesi Kararları Işığında Düşünceler

25 ULAŞ, s:68

26 YANLI, s:85

27 GÜNER. Temel, s:182-184

Doktrinde şirket alacaklılarının şirket ortaklarına kanun hükmüne dayanarak veya sözleşme

nedeniyle başvurması gerçek olmayan28 veya geniş anlamda tüzel kişilik perdesinin

kaldırılması29 olarak ele alınmıştır.

Tüzel kişinin yanı sıra ortakları da sorumlu kılan önemli bir düzenleme TMK m.50 hükmüdür.

Anılan hükümde tüzel kişinin iradesinin, organları aracılığıyla açıklanacağı belirtildikten sonra

(TMK m.50, f.1); TMK m.50, f.3’de “Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak

sorumludurlar.” denilmiştir. Bu maddenin açık düzenlemesine göre organın eylemi sonucunda

tüzel kişinin zarara uğramasında kusuru nedeniyle organın sorumluluğu söz konusu olacaktır.

TMK m.50’de kullanılan organ kavramının özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde

uygulanacağı TTK m.1 ve TTK m.126’da hüküm altına alınmıştır. TTK’nın 126. maddesinde

“Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk Medenî Kanununun tüzel kişilere

ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Türk Borçlar Kanununun

adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri

hakkında da uygulanır.” kuralına yer verilmiştir30.

Benzeri bir sorumluluk anonim şirketlere ilişkin “Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin,

yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu” düzenleyen TTK m.553 maddesinde yer

almaktadır. TTK m.553, f.1 uyarınca; “Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye

memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri

takdirde, (…) hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri

zarardan sorumludurlar.” hükmüne göre adı geçenlerin şirketi zarara uğratmaları sonucunda

sorumlulukları söz konusu olacaktır. TTK m.555, f.1’de yer alan düzenlemeye göre şirketin

uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilecektir. Pay sahipleri tazminatın

ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler. TTK m.664 atfıyla söz konusu yöneticilerin

sorumluluklarına ilişkin maddenin limited şirketler hakkında da geçerli olduğunu hatırlatmak

gerekir.

Fakat somut olayda tazminat sorumluluğuna ilişkin açık bir düzenlemenin mevcut olmaması

durumunda nasıl davranılacak ve uyuşmazlık çözümlenecektir? Bu noktada koşullar

oluştuğunda perde kaldırılmak suretiyle arkasında olan hâkim üyeye ve üyelere ulaşılması

mümkündür.

Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünün öncelikle hukuk düzenince getirilen koruma

mekanizmalarından yararlanılarak (örneğin; yöneticilerin sorumluluğu, haksız eylem

sorumluluğu, istihdam edenin sorumluluğu, haksız rekabet sorumluluğu, nedensiz zenginleşme

vb) aşılması, buna rağmen sonuca ulaşılamadığında perdenin kaldırılması düşünülmelidir.

Borçlu şirket dışında vaka ile ilgili ortakların sorumluluğuna gidilip gidilmeyeceği söz konusu

olduğunda şahıs şirketleri yönünden özel düzenleme bulunduğu görülmektedir. Çünkü şahıs

şirketleri açısından yasal olarak ikinci derecede sorumluluk düzenlenmiştir. Türk Ticaret

Kanunu’nun kollektif şirkete ait ikinci kısımda yer alan TTK m.236, f.1 maddesinde “Ortaklar,

28 GÜNER. Temel, Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Ankara 2023, s:72/73

29 TOPALOĞLU, Mustafa; Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ve Bu Konuda Türk

Ticaret Kanunu Tasarısında Getirilen Hükümler

30 HGK’nın 6/9/2020 tarih, 2020/19-94 E., 2020/358 K.

şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün mal varlığı ile sorumludur.”

denilmiş, zarardan dolayı ortağın müteselsil sorumluluğu belirtilmiştir. Takiben TTK m.237,

f.1’de ise “Şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı birinci derecede şirket sorumludur. Ancak,

şirkete karşı yapılan icra takibi semeresiz kalmış veya şirket herhangi bir sebeple sona ermiş

ise, yalnız ortak veya ortakla birlikte şirket aleyhine dava açılabilir ve takip yapılabilir.” hükmü

konularak kollektif şirkette tüm ortakların şirket borcundan dolayı ikinci derecede sorumluluğu

vurgulanmıştır. Benzeri husus adi komandit şirketler için de geçerlidir. TTK m.304’de

komandit şirket tanımlanmış; maddenin ikinci fıkrasında sorumluluğu sınırlı olmayan ortaklara

komandite ortak denilmiştir. TTK m.317, f.1 gereğince; şirket ve ortakların üçüncü kişilerle

olan ilişkilerinde kollektif şirkete ilişkin 232 ilâ 242’nci maddeleri komandit ortaklığa

uygulanacağından komandit ortak da şirket borcundan dolayı ikinci derecede sorumlu olacaktır.

Fakat, ortağın ikinci derecede sorumluluğu söz konusu olmasına rağmen TTK m.237, f.1,

c.2’deki açık düzenleme uyarınca; şirkete karşı yapılan icra takibi semeresiz kalmış veya şirket

herhangi bir sebeple sona ermiş ise, yalnız ortak veya ortakla birlikte şirket aleyhine dava

açılabilecek ve takip yapılabilecektir. Aynı düzenleme TTK m.317 atfıyla komandit ortak

hakkında da cari olup perdenin kaldırılmasına gerek duyulmadan yasal düzenleme sebebiyle

doğrudan ortağın sorumluluğuna gidilecektir.

Tüm bu hâllerde, borçlu tüzel kişinin yanında ortakları da sorumlu kılan özel bir düzenlemenin

varlığı saptanmadığında ise dürüstlük kuralı ile hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı

olarak tüzel kişiliğin hukukî yapısının vasıta kılınmasının tespiti durumunda TMK m.2

kapsamında tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle sorumlulara başvurulması olanaklı

olacaktır.

XI. HUKUKÎ YARAR

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde uyuşmazlığın öncelikle yasal düzenlemeler

çerçevesinde çözümü aranmalıdır. Eğer mevcut düzenleme ile sorunun çözümü olanaklı ise

perdenin kaldırılmasına gerek duyulmayacaktır. Örneğin tüzel kişiliğin mal varlığının borcunu

karşılamaya yeterli olmasına rağmen tüzel kişilik perdesi aralanarak arkadaki yöneticiye

başvurulmasının ısrarında hukukî yarardan söz edilemeyecektir. Aynı örnekte tüzel kişiliğin

mal varlığı alacaklının alacağını karşılamıyor ve mevcut yasal düzenlemeler ile soruna çözüm

getirilemiyorsa ve perdenin kaldırılması koşulları da somut olayda gerçekleşmiş ise tüzel kişilik

perdesi kaldırılarak uyuşmazlık çözümlenmeye çalışılacaktır.

XI. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI UYGULAMASINDA TÜZEL

KİŞİYE BAŞVURU KOŞULUNUN TARTIŞILMASI

Gelinen aşamada sorunun tekrarında yarar bulunmaktadır: Örtünün arkasında gizlenene

doğrudan başvuruda hukukî yarar var mıdır?

Bu hususu irdeleyen Sayın YANLI “Sınırlı sorumluluk ilkesi karşısında, tüzel kişilik perdesinin

kaldırılarak ortaklık alacaklılarına karşı ortakların sorumlu kılınması istisnai bir durum

olduğu için, önce tüzel kişiye başvurma gereği vardır. Örneğin, özkaynak yetersizliği

dolayısıyla ortakların sorumluluğuna gidilebilmesi için, alacaklıların haklarını ortaklık mal

varlığından temin edememiş olmaları gerekmektedir. Aynı şekilde, ortaklık ile ortakların

malvarlıklarının ayırdedilemeyecek ölçüde birbirine karışmış olmaları, alacakları ödendiği

sürece üçüncü şahısları ilgilendirmeyecektir.”31 görüşünü savunmuştur.

Doktrindeki öncelikle tüzel kişiye başvurulması gerekliliğine ilişkin düşüncelerin bir

yansımasını kimi zaman Yargıtay uygulamasında da görmekteyiz. Örneğin Yargıtay’ın tüzel

kişilik perdesinin kaldırılması ile ilgili bir kararının karşı oyunda; “…Somut olayda;

davacı/alacaklı, sözleşmenin tarafı olan borçlu … ile birlikte, organik bağının mevcut olduğunu

ileri sürdüğü... her iki şirketin hakim ortağı olan … aleyhine doğrudan icra takibi başlatmıştır.

Takibe itiraz üzerine itirazın iptali davası açılmıştır. Davacının, borçlusu dışındaki kişiler

aleyhine ‘perdenin aralanması’ ilkesine istinaden takip başlatabilmesi için, borçlu .... nin

ödemelerini tatil etmesi, aciz hali veya iflas gibi nedenlerle alacağın bu şirketten tahsil

edilemeyeceğinin açıkça anlaşılması veya borçlu şirket aleyhine yapılacak icra takibinin

semeresiz kalması gerekirdi. Davacı bu hususlarda hiçbir teşebbüste bulunmadan ve araştırma

yapmadan, asıl borçlu ile birlikte ... ve her iki şirketin hakim ortağı olan .. . aleyhine doğrudan

icra takibi başlatması ayrılık ve bağımsızlık ilkesine açıkça aykırılık oluşturur. Anılan ön

koşullara uyulmadan yapılan takibin yasal ve geçerli bir takip olduğundan söz edilemez. Bu

nedenle itirazın iptali davasına bakan mahkemenin, öncelikle ... aleyhinde, yasal ve geçerli bir

icra takibi bulunmadığından her ikisi hakkındaki davayı reddetmesi, asıl borçlu hakkındaki

davayı kabul etmesi gerekirken tüm davalılar hakkındaki davanın kabulüne karar vermesi

isabetsizdir. Bu nedenlerle kararın kısmen bozulması gerekirken onanmasına dair sayın

çoğunluğun görüşüne muhalifim.”32 denilmiştir. Sözü edilen karardaki azlık görüşü açıklıkla

“perdenin kaldırılması’ ilkesine göre arkadakine başvuru için alacağın borçlu şirketten tahsil

kabiliyeti bulunmadığının anlaşılmasını aramış; bunun için, ödemelerin tatil edilmesi, aciz hâli

veya iflâs gibi nedenlerle alacağın borçlu şirketten tahsil edilemeyeceğinin açıkça anlaşılması

veya borçlu şirket aleyhine yapılacak takibinin semeresiz kalması gerektiğini işaret etmiştir.

Bu aşamada başka bir soru sormak gerekmiştir. Alacaklı üçüncü kişinin tüzel kişideki alacağını

koşullar oluştuğunda tüzel kişilik perdesi kaldırılmak suretiyle ortaklıkla birlikte ortaktan da

talep ederken hangi yöntem izleyecektir?

Örneğin tüzel kişiliğin mal varlığının alacaklıların alacaklarına yetmediği durumlarda yasal

düzenlemelerle de haksızlık giderilemiyorsa TMK m. 2 ışığında ortaklık tüzel kişiliği ile

ortaklara karşı tüzel kişilik perdesi kaldırılarak ortakların da tüzel kişiliğin borçlarından

sorumlu tutulması söz konusu olduğunda33; ortaklığın mal varlığının borçları karşılamaya

yetmemesi koşulunun sağlanması gerekir ki hukukî yarar dava şartı sağlanabilsin. Burada

31 Yanlı, s:84-85

32 Yargıtay 23. HD., 27/2/2029 tarih, 2016/3472 E., 2019/745 K. sayılı ilâmı

33 ULAŞ; s:186

hukukî yarar dava şartının kanıtlanması için tüzel kişiliğe karşı yapılan icra takibinin semeresiz

kaldığının kesin veya geçici aciz vesikası34 ile ispatı gerekli ve yeterlidir.

Bu noktada; ortaklık tüzel kişiliği ile ortaklara karşı tüzel kişilik perdesi kaldırılarak ortakların

da tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu tutulması istemli dava açılabilmesi yöntemleri

varsayımsal olarak şöyle olabilir:

a) Alacaklının tüzel kişiye karşı icra takibi yapması

İlk akla gelen alacaklının ortaklık tüzel kişiliğine karşı ilâmsız icra takibi başlatmasıdır. Sözü

edilen icra takibi nedeniyle ödeme emrine karşı tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz

mümkündür. İtirazın yapılmasıyla söz konusu takip İİK m. 66 gereğince duracaktır. Bu

durumda alacaklının İİK m.67 kapsamında genel mahkemede itirazın iptali davasını açması

yahut İİK m.68’de sayılan belgeler varsa İcra Mahkemesinden itirazın geçici ve kesin

kaldırılmasını talep etmesi olanaklıdır. Bu olasılıkta itirazın bertaraf edilmesiyle birlikte İİK

m.78 uyarınca icra takibi kesinleşeceğinden haciz talebinde bulunulabilecektir. Örneğimizde

sınırlı sorumluluk ve ayrılık ilkesinin kötüye kullanılması nedeniyle tüzel kişiliğin mal

varlığının alacaklının alacağının hiç veya yeterli miktarda karşılamadığının kesin veya geçici

aciz vesikasıyla tespitiyle birlikte tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını talep için HMK

m.114’de ifade edilen hukukî yarar koşulu sağlanmış sayılacaktır.

b) Alacaklının tüzel kişiye karşı dava açması

Alacaklının ortaklığa karşı açtığı bir alacak davasında alınacak ilâm veya İİK m.38 anlamında

ilâm mahiyetindeki belge ile tüzel kişiliğe karşı ilâmlı icra takibi yapılabilecektir. İlâmlı icra

takibinde yasal sürelerin borç ödenmeden geçmesiyle ve kesin veya geçici aciz vesikasının

alınmasıyla yine hukukî yarar dava koşulu sağlanmış olacaktır.

Gerek ilâmsız icra takibi yapılarak gerekse açılan davadan sonra alınan ilâmın icrasından sonra

aciz vesikası ile hukukî yarar koşulunun sağlanmasıyla birlikte somut olayda tüzel kişilik

perdesinin kaldırılması için koşulları bulunduğunda ortaklık ve ortaklar hasım göstererek35

34 ULAŞ; s:187: Her icra takibi bağımsız olmasına rağmen alacaklılardan biri tarafından yapılmış olan bir takipte

alınmış olan aciz vesikasının muaccel alacaklar içinde yeterli olduğu düşünülmektedir.

35 GÖGER, Yunus Emre; Sermaye Şirketlerinde Sınırlı Sorumluluk İlkesi ve Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması,

Yetkin Yayınları, Aralık 2020, s:146-147

tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve ortakların da ortaklık ile birlikte ortaklık borçlarından

sorumlu olması talepli eda davası3637 açılabilmelidir38.

XI. KANUN KOYUCUNUN FARAZİ İRADESİ: KIYASEN BİR UYGULAMA

Bir uyuşmazlıkta tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için gerekli olan hukukî sebepler somut

olayda gerçekleşmiş olsa da alacaklının tüzel kişiliğe karşı yapacağı icra takibi veya açacağı

dava ile hakkına kavuşması mümkün ise ve tüzel kişiliğin mal varlığı alacaklının alacağını

karşılamakta yeter durumda ise bu hâlde tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının talep

edilmesinde, perdenin arkasındakine müracaatında alacaklı açısından hukukî yarar

bulunmayacaktır.

Hukukî yarar bulunmadığında ise HMK m. 114, f.1-h atfıyla HMK m.115, f.2 gereğince hukukî

yarar yokluğunun tespitinde; dava, dava koşulu yokluğundan usulden reddedilecektir.

Perdenin arkasındakine başvuru koşulları oluştuğunda ise örtünün arkasındakine doğrudan

başvuru yapılacak mıdır? Doğrudan başvuruda hukukî yarar bulunup bulunmadığı sorunu

tartışılmalıdır.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması metodu ile ilgili doğrudan bir yasal düzenlemenin

bulunmayışı somut olaydaki sorunun çözümsüz bırakılacağı anlamına gelmeyecektir. TMK m.1

kapsamında yargıç uyuşmazlığa çözüm bulmak zorundadır.

TMK m.1 uyarınca kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Hâkimler,

kanunları sözüyle ve özüyle yorumlayarak somut olaya uygulamalıdır. Normda açıklık yoksa

yorum yöntemlerinden de yararlanılarak yorum yoluyla normun anlamı belirlenecektir. Kimi

zaman da kanunların yorumlanmalarında mantık kuralları uygulanmalıdır. Üç tür mantık kuralı

kendini gösterir. Bunlar: a)Kıyas, b)Evleviyet Yolu, c)Aksi İle Kanıttır. Biz konumuz ile ilgili

olan kıyasla ilgileneceğiz.

Çözüm arayışında kıyastan yararlanılması gerekir. Bilindiği gibi hukukta kıyas benzer durumlar

bakımdan gündeme gelir. Burada hâkim, mantıksal bir zihinsel işlem olan akıl yürütmeye

dayanarak yorum yapar. Hakkında hüküm olan bir durum için kullanılan hukuk kuralının,

hakkında hüküm olmayan ama benzer olan bir durum için uygulanmasına kıyas denir. Kıyas

36 Bkz: Yargıtay 11. HD’nin 13/0/2014 tarih ve 2012/9683 E., 2014/2467 K. sayılı kararında “Mahkemece iddia,

savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu uyuşmazlıkta davacı bankanın asıl

borçlusunun dava dışı ... ... ve Plastik San. Tic. A.Ş. olduğu, bu şirket ortaklarının davacı bankayı dolandırmak ve

kredi borcunu ödememek saikiyle hareket ettikleri kabul edildiği düşünülecek olsa dahi perdenin kaldırılması

teorisine göre bu ortakların sorumluluğuna gidilmesi gerekmekte olup, işbu davada dava dışı asıl borçlu şirketin

ortaklarının davalı olarak gösterilmediği, davada borçlu şirketin ortakları veya bu ortakların yine ortak olduğu

başka şirketler değil, borçlu şirket ortaklarının akrabaları ve bunların ortak olduğu şirketler yönünden dava

açıldığı, akrabalık bağı ve ortak adresin iddiaların ispatı için yeterli delil teşkil etmediği, davacı taraf iddialarının

ispatlanamadığı, ayrıca BK'nın 125. maddesinde belirtilen 10 yıllık zamanaşımı süresinin de dolduğu sonucuna

varılarak, davanın reddine karar verilmiştir..” hükmüne değinerek tüzel kişilik perdesinin kaldırılması talebi ile

açılan davada ilk derece mahkemesinin verdiği red kararını onamıştır.

37 KAPLAN, İbrahim; Tüzel Kişiliğe Sahip Ticaret Ortaklıklarında Perdenin Kaldırılması Talepli Hukuk

Sorumluluk Davaları

38 ULAŞ; s:190

yoluna başvurabilmek için olaylar arasında makul bir benzerlik olmalıdır. Daha çok özel hukuk

ilişkilerinde kıyas yoluna başvurulduğu belirtilmelidir. Bu genel açıklamalardan sonra denebilir

ki hukukta kıyas esas itibariyle iki şekilde uygulanır. İlkinde bir normun somut olaya

uygulanması şeklindedir. Söz gelimi TMK m.528 uyarınca cenin, sağ doğmak koşuluyla

mirasçı olur hükmü her bir somut olaya uygulanarak sonuca ulaşılır. Diğeri ise hakkında bir

hukukî düzenleme bulunmayan konuların, hakkında düzenleme bulunana benzetilerek

çözümlenmesidir.

Kıyasın yanı sıra tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında başvuru koşulu tartışılırken ikinci bir

hususa dikkat edilmelidir: Yasa koyucunun farazi iradesi nedir? Sözleşmelerde yargıç

tarafından yapılacak uyarlamalarda kabul edilen esaslardan birisi yargıcın tarafların farazi

iradesini araştırıp buna göre uyarlama yapmasıdır. Böylece yargıç, sonradan meydana gelen

durumu tarafların öngörmesi hâlinde nasıl bir düzenleme yapabileceklerini araştırır ve buna

göre çözme ulaşır. Benzeri bir durum yasa koyucu bakımından değerlendirildiğinde yasa

koyucunun farazi iradesi ne olabilir diye bakılmalıdır.

Bu noktada 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kollektif şirkete ilişkin bir kısım

düzenlemelerde yasa koyucunun benzer olaylar için iradesinin açığa çıktığı ve tüzel kişilik

perdesinin kaldırılması uygulamasında kıyasen uygulanabilir olduğu düşünülmektedir.

Şöyle ki; kollektif ve komandite ortakların sorumluluğu bahsinde tüzel kişilik perdesi yasa

tarafından doğrudan kaldırılmıştır39. Kollektif şirket, ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu

şirket alacaklılarına karşı sınırlanmamış olan şirkettir (TTK m.211, f.1). Aynı Yasa’nın m.236,

f.1’de “Ortaklar, şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün mal varlığı ile

sorumludur.” denilmiş; maddenin ikinci fıkrasında ise “Şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı

birinci derecede şirket sorumludur.” hükmü konulmuştur. Dolayısıyla kollektif ortaklıkta;

şirket, borçlardan dolayı birinci derecede sorumlu olup, ortaklar ise TTK m.211, 236 ve 237

maddeleri kapsamında ortaklığın borçlarından kendi malvarlıkları ile müteselsilen ve ikinci

derecede sorumludurlar. Ortakların ikinci derece sorumluluğuna ilişkin açık yasal düzenleme

uyarınca alacaklılar kural olarak alacağın tahsili için doğrudan ortaklara başvuramayıp ilk

olarak tüzel kişiliğe müracaat etmeleri gerekmektedir.

Dualizm ilkesi gereğince her kuralın karşısında en az bir istisna vardır. Yukarıdaki düzenleme

gereğince kollektif ortaklıkta şirketin borçlarından dolayı ortakların sorumluluğu ikinci

derecede olmasına rağmen bazı durumlarda kollektif şirketin ortağı tüzel kişiliğin borçlarından

dolayı doğrudan sorumlu olabilecektir.

6102 sayılı Yasa m.237, f.1, c.2’de bu husus “Ancak, şirkete karşı yapılan icra takibi semeresiz

kalmış veya şirket herhangi bir sebeple sona ermiş ise, yalnız ortak veya ortakla birlikte şirket

aleyhine dava açılabilir ve takip yapılabilir.” şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla, kollektif

şirkete karşı yapılan icra takibinin sonuçsuz kalması veya tüzel kişiliğin herhangi bir sebeple

sona ermiş olması durumunda yalnızca ortak veya ortakla birlikte şirket aleyhine takip

39 ÇAMOĞLU, Ersin; Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması

yapılabilecek ve dava açılabilecektir. Maddede sözü edilen semeresiz kalma durumu ilâmlı

veya ilâmsız takipler için söz konusu olabilecek ve aciz vesikası ile kanıtlanabilecektir.

Ortaklık alacaklılarının ortaklık ile birlikte ortakları da takip ve dava etmelerine olanak

sağlayan kollektif şirketlere ilişkin TTK m. 237 ve TTK m. 238 hükümlerinin tüzel kişilik

perdesinin kaldırılmasını gerektiren hâllerde kıyasen sermaye şirketlerine de uygulanabilmesi

mümkün olmalıdır.

Çünkü, hakkında hüküm olan kollektif şirkete ilişkin TTK m.237 ve TTK m.238 maddelerinin,

hakkında hüküm olmayan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması uygulanmasında benzerlik

nedeniyle uygulanabilir olması gerekir. Kollektif ortaklıkta ortağın şirket borçlarından dolayı

sorumluluğuna dair mevcut düzenleme ile tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortağın

sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıklar yönünden aralarından makul bir benzerlik bulunduğu

açıktır. Bu hâliyle sözü edilen düzenlemenin kıyasen perdenin kaldırılmasında da

uygulanabileceği düşünülmektedir. Kollektif şirkete ilişkin yasal düzenlemeye bakıldığında

yasa koyucunun varsayımsal iradesinin de bu yönde olacağını söylemek hatalı sayılmamalıdır.

XII. İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI

2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45’inci maddesinin beşinci fıkrasında Yargıtay içtihadı

birleştirme kararlarının benzer hukukî konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve

adliye mahkemelerini bağlayacağı belirtilmiştir.

Kolektif şirketin fesih veya infisahının, şirket borçlarından dolayı ortakları dava ve takibe

yeterli sayan Yargıtay Ticaret Dairesinin 23/1/1962 tarihli, 314 sayılı kararı ile ortakları dava

ve takip için mücerret fesih veya infisahı kâfi görmeyip şirketin hitam bulmasını, yani tasfiye

sonu alınıp tüzel kişiliğinin zevale ermesini öngören İcra ve İflâs Dairesinin 2/4/1964 tarihli,

4234 sayılı kararı arasındaki, 6762 sayılı Ticaret Kanununun 179 uncu maddesi hükmünü

anlayış ve uygulayış bakımlarından baş gösteren İçtihat ayrılığının giderilmesi için toplanan

İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunda 6.11.1971 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Kararıyla “Kollektif şirket borçlarından dolayı ortaklara başvurabilmek için

şirketin her ne suretle olursa olsun infisahı veya hakkındaki icra kovuşturmasının semeresiz

kalmasının yeterli bulunduğuna”40 karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararlarının

bağlayıcılığı da dikkate alınarak; ortaklarının sınırsız sorumlu olduğu kollektif şirkette, şirket

borçlarından dolayı ortaklara başvuru için gerekli ve yeterli görülen "şirket hakkındaki icra

kovuşturmasının sonuçsuz kalması yahut şirketin feshi ve infisahı” koşullarının, diğer tüzel

kişiler ve sermaye şirketlerine kıyasen uygulanarak bunlar hakkındaki talepler için de

aranmasının gerekli ve yeterli olduğunun kabul edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

40 YİBK 1970/5 E. , 1971/3 K. sayılı ve 16.02.1972 tarihli ilamı. Karar için bkz. 14101 sayılı Resmi Gazete, s. 9-

10. https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/14101.pdf (Erişim tarihi: 29.05.2024)

XIII. SONUÇ

Hukuk düzeni, kişileri, gerçek ve tüzel kişiler olmak üzere iki bölümde ele almıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 47’nci maddesi uyarınca; başlı başına bir varlığı olmak

üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal

toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka

veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz. Aynı Yasa’nın 48’inci

maddesinde, tüzel kişilerin, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı

olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehil oldukları vurgulanmış, TMK m.49’da ise

kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanacakları

belirtilmiştir.

Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün

fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar ve kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak

sorumludurlar (TMK m.50).

Bir tüzel kişilikten söz edilebilmesi için; ortaklığın kendisine mahsus bir mal varlığının

bulunması ve bu mal varlığının da bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konulması

gereklidir. Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması

gerektiğini belirten bu temel prensibe “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” prensibi

denilmektedir.41

Belirlenmiş bir gayeye ulaşmak için kurulan örgütlenmiş kişi veya mal topluluklarından ibaret

tüzel kişiliğin önemli bir unsuru olan ayrılık ilkesi sonucunda tüzel kişilik ile onu oluşturan

ortakların ayrı birer kişilikleri bulunur ve ayrı ayrı mal varlıklarına sahip olurlar. Bir anlamıyla

tüzel kişilik ile onu oluşturanlar arasında perde konulmuştur. Dolayısıyla hukuken yaratılan

tüzel kişiliğin unsuru olan ayrılık ilkesi ile sermaye şirketlerinde geçerli sınırlı sorumluluk

ilkesinin mutlak uygulanması durumunda alacaklıların alacağının teminatı yalnızca tüzel

kişiliğin mal varlığı olacaktır.

Söz konusu mal varlığının alacaklıların hakları açısından yeterince güvence oluşturmamasına

çeşitli şekillerde sebebiyet verilmesi dolayısıyla, hangi hâllerde pay sahiplerinin de şahsi

sorumluluğuna gidileceği sorunu önem kazanır. Ayrılık ilkesi ile sınırlı sorumluluk prensibinin

hukuka uygun şekilde kullanılması durumunda perdenin kaldırılması söz konusu olmayacaktır.

Başka bir deyişle hukuk düzeninin ayrı bir hukukî varlık olarak tanıdığı ve sermaye

şirketlerinde geçerli olan sınırlı sorumluluk ilkesi uyarınca üyelerin, yalnızca tüzel kişiye karşı

ve taahhüt ettikleri sermaye miktarı ile sınırlı olarak sorumlu oldukları, sermaye koyma borcu

yerine getirildikten sonra tüzel kişinin borçlarından dolayı sorumlu olmayacakları gibi sonuçlar,

ancak TMK m.2. çerçevesinde kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya

yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. Fakat dürüstlük

ilkesi yok sayılarak tüzel kişilik perdesinin hakkın kötüye kullanılmasına alet kılınması hâlinde

üçüncü kişilerin haklarının temini için ve hakkaniyet gözetilerek somut olayda istisnai olarak

tüzel kişilik perdesi kaldırılarak sorumlulara başvurulabilmelidir.

41 HGK, 6/9/2020 tarih, 2020/19-94 E., 2020/358 K.

Yine belirtmek gerekir ki, tüzel kişi ile onu oluşturan ortakları arasındaki ayrılık ilkesinin

mutlak olarak her koşulda uygulanması kimi zaman adaletsiz ve haksız sonuçlara sebebiyet

verebilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı’nda değinildiği üzere; hukuk vasıta

kılınarak ve dolanılmak suretiyle yasaya karşı hile yapıldığının belirlenmesi veya tüzel

kişiliklerde cari olan ayrılık ilkesi kötüye kullanılarak ve tüzel kişilik kavramının ardına

sığınılarak gerçek kişilerin akdettikleri sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin ihlâli ya

da üçüncü kişilere zarar verilmesinin TMK m.2’de ifade edilen dürüstlük ilkesine aykırılık

oluşturacağı ve açıkça hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracağı için hukuk düzenince

de korunmayacaktır. Bu gibi durumda tüzel kişilik perdesi aralanacak ve perdenin ardında yer

alanlar koşullar oluşmuşsa sorumlu tutulacaklardır42. Dürüstlük ve güven ilkesi bunu gerekli

kılar.

Tüzel kişilik perdesi kaldırıldığında arkadaki sorumlu belirlenecek ve bazı koşulların varlığı

kanıtlandığında tüzel kişiliğin tanıdığı yasal zırh dikkate alınmadan arkadaki sorumlu olan

gerçek veya tüzel kişiden çiğnediği yasağın sonuçlarına katlanarak borçtan sorumlu tutulması

sağlanacaktır. Bir anlamıyla perde aralandığında veya kaldırıldığında tüzel kişilerde yer alan

kişi ayrılığı ve mal ayrılığı prensibi göz ardı edilecek ve tüzel kişiliğin hukukî bağımsızlığı

dikkate alınmayacaktır.

Gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde, mal varlığının ayrılığı ve sermaye

şirketlerindeki sınırlı sorumluluk ilkesinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması

uygulamasına titizlikle yaklaşılması ve istisnai özelliği nedeniyle dar yorumlanması gerektiği

belirtilmektedir. Sözü edilen uygulamaya ancak ortaklığın arkasına sığınılarak dürüstlük

kuralına açıkça aykırı davranıldığının kanıtlandığı, yasanın kendilerine tanıdığı haklar kötüye

kullanarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, başka bir hukukî imkânla tüzel kişiliğin

sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığının saptanması durumlarında başvurulmalıdır.

Aksi takdirde tüzel kişiliğin bir unsuru olan mal ayrılığı teminatının zarar görmesi sonucu ile

karşılaşılabilir. Nihaî olarak mahkeme kararı ile kaldırılacak olan şeyin tüzel kişilik olmayıp

tüzel kişiliğin perdesi olduğunu belirtmekte yarar vardır43.

Ortaklığın borçlarından dolayı ortağa başvurudan önce tüzel kişinin ortaklarını veya üyelerini

sorumlu tutan özel bir düzenleme bulunup bulunmadığının araştırılması önemlidir. Organların

sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin bulunması veya yasada sorumluluğu belirleyen özel

hükümlerin tespiti hâlinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ihtiyaç duyulmadan sorun

çözümlenecektir. Ancak, bu yollarla haksızlık giderilemiyorsa TMK m. 2 ışığında tüzel kişilik

perdesi kaldırılarak sorumlulara ulaşılmalıdır. Tüzel kişilik perdesini kaldırarak sorumlu kılma

hâlinde, bir borçtan dolayı birden fazla kişinin sorumluluğu söz konusu olacaktır.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla ortaklık alacaklılarına karşı ortakların sorumlu

tutulması istisnai bir durum olduğundan önce tüzel kişiye başvurma koşulu yerine

42 HGK’nın, 6/9/2020 tarih, 2020/19-94 E., 2020/358 K.

43 HGK’nın, 6/9/2020 tarih, 2020/19-94 E., 2020/358 K.

getirilmelidir. Öncelikle başvuru koşulunun yerine getirilmemesi hukukî yarar dava koşulu

eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine yol açabilecektir.

Ayrıca ortaklığın borçlarından dolayı ortağa gidebilmesi için bir takım koşullar

gerçekleşmelidir. Örneğin, özkaynak yetersizliği dolayısıyla ortakların sorumluluğuna

gidilebilmesi için, alacaklıların haklarını ortaklık mal varlığından temin edememiş olması

aranacaktır. Dolayısıyla alacaklının tüzel kişiliğe karşı yapacağı icra takibi veya açacağı dava

ile hakkına kavuşması mümkün ise ve tüzel kişiliğin mal varlığı alacaklının alacağını almasına

yeter durumda ise bu hâlde tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının talep edilmesinde, perdenin

arkasındakine müracaat edilmesinde alacaklı açısından hukukî yarardan söz edilemez.

Tekrarlamak gerekirse, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla ortaklık alacaklılarına karşı

ortakların sorumlu tutulması için öncelikle tüzel kişiye başvurulmalıdır. Ancak, ortaklık ile

birlikte ortaklara karşı başvuru yapılabilmesi için somut olayda bir takım koşulların

gerçekleştiği görülmelidir. Bu noktada kollektif şirkete ilişkin düzenlemeler kıyasen

uygulanabilir niteliktedir. Ortaklık alacaklılarının ortaklık ile birlikte ortakları da takip ve dava

etmelerine olanak sağlayan kollektif şirketlere ilişkin TTK m. 237 ve TTK m. 238 hükümlerinin

tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını gerektiren hâllerde kıyasen sermaye şirketlerine de

uygulanması yoluyla borçlu şirket dışındaki kişiler aleyhine “perdenin kaldırılması" ilkesine

istinaden talepte bulunabilmesi için, borçlunun ödemelerini tatil etmesi, aciz hâli veya iflâs gibi

nedenlerle alacağın bu şirketten tahsil edilemeyeceğinin açıkça anlaşılması veya borçlu şirket

aleyhine yapılacak icra takibinin semeresiz kalmasının varlığı somut olayda aranmalıdır.

Son olarak, ortaklarının sınırsız sorumlu olduğu kollektif şirkette, şirket borçlarından dolayı

ortaklara başvuru için gerekli ve yeterli görülen "şirket hakkındaki icra kovuşturmasının

sonuçsuz kalması yahut şirketin feshi ve infisahı” koşullarının, diğer tüzel kişiler ve sermaye

şirketlerine kıyasen uygulanarak bunlar hakkındaki talepler için de aranmasının gerekli ve

yeterli olduğu düşünülmektedir.

KAYNAKÇA :

ANTALYA Gökhan; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi I. Uluslararası Ticaret Hukuk

Sempozyumu, 2 Şubat 2008

ÇAMOĞLU Ersin; Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay

Uygulaması

Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2018

GÖGER Yunus Emre; Sermaye Şirketlerinde Sınırlı Sorumluluk İlkesi ve Tüzel Kişilik

Perdesinin Aralanması, Yetkin Yayınları, Aralık 2020

GÜNER Temel; Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Ankara 2023

KAŞAK Fahri ERDEM, Tüzel Kişilik Kavramı ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması,

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 26, Sayı 2, Aralık

2020

KERVANKIRAN Emrullah; Sermaye Ortaklıklarında Sınırlı Sorumluluk İlkesine Karşı

Önemli Bir İstisna: Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması

KUŞ Ulaş Baran, Bahçeşehir Üniversitesi Sermaye Şirketlerinde Sınırlı Sorumluluk İlkesinin

İstisnası Olarak Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, İstanbul 2020

OĞUZMAN M. Kemal, ÖZ M. Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Vedat Kitapçılık, 6.

Bası, İstanbul 2009

OĞUZMAN, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2018

ÖZTEK, Selçuk-MEMİŞ, Tekin; Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında

Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması

REİSOĞLU S, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2004

SAĞLAM, İpek, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Kavramına Genel Bir Bakış

TOPALOĞLU, Mustafa; Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ve Bu

Konuda Türk Ticaret Kanunu Tasarısında Getirilen Hükümler

ULUSOY, Erol; Şirketler ve Bankacılık Hukukunda Kapsama Alma ve Sorumlu Kılma

Amacıyla Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

YANLI Veliye, Anonim Ortaklıklarda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Ve Pay

Sahiplerinin Ortaklık Alacaklılarına Karşı Sorumlu Kılınması, Beta Yayınları, Mayıs 2000, 1.

Bası

YILDIRIM, Kamil; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi I. Uluslararası Ticaret Hukuk

Sempozyumu, 2 Şubat 2008

YILMAZ, Lerzan; Anonim Şirketlerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Meselesi

Hakkında İsviçre Federal Mahkemesi Kararları Işığında Düşünceler

YÜKSEL, Kemalettin; Şirketler Hukukunda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Örtünün

Aralanması